COVID-19 SONRASI YENİ NORMAL

Hiçbir sosyal statüye bakmadan tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19 salgınının birçok tabuları yıkarak ne kadar büyük değişimlere yol açabileceğini görmüş bulunmaktayız. Covid-19 salgınıyla birlikte, insanların topluluklardan kaçınması ve bu hayata adapte olmasını kolaylaştıran en önemli şey sosyal medya oldu. İletişimin şeklini değiştiren bu yeni medya, Covid-19 ile her alandan insanın işlerini dijitale aktarmasına olanak sağladı. Son dönemlerde birçok geleneksel medya araçları, kendi varlıklarını sürdürebilmek amacıyla yavaş yavaş internette kendilerine bir yer oluşturmaya başlamışlardı. Televizyon programları, gazeteler, radyolar gibi geleneksel medya araçları kullanıcılara daha hızlı ulaşabilmek ve onlarla karşılıklı iletişim kurabilmek için yeni medyaya yöneldiler. Devlet büyükleri bile halka en hızlı ulaşabilecekleri yolun yeni medya araçları olduğunu fark ettiklerinden beri kendilerine yeni bir strateji geliştirdiler. Örnek verecek olursam, Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca, her akşam virüse yakalanan vaka sayılarını önce Twitter da paylaşıyor, daha sonra televizyon kanalları bunu haber yapıyorlar. Teknolojik gelişmelerin birbiri ardına geldiği ve adeta büyük bir yarışın olduğu bu dönemde, korona virüsü salgınıyla baş etmeye çalışmakla bundan 20 yıl önce baş etmeye çalışmanın aynı olmayacağını tahmin etmek zor değil. Salgından öncesi uzaktan eğitimin imkansız olacağını düşünenler şu an bu duruma iyice alışmış durumdalar. Evden çalışmanın mümkün olmadığını savunanlar ise işsiz kalınca evden çalışmanın yollarını, eleştirdikleri yeni medyaya sığınarak buldular. Covid-19 ile, denemesi bile uzun yıllar alabilecek dijital dönüşümlerin hızlıca gerçekleşmesi de kaçınılmaz oldu. İnsanlar kendi tabularını yıkarak, sosyal medyanın sadece eğlence alanı olmadığını, bunun yanı sıra büyük bir iş alanı olduğunu da kavradılar. Bu sayede insanların bu dönüşüme ayak uydurmaları kolaylaştı. İnsanların sosyal mesafelere dikkat ederek temassız ve hijyenik bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmesinin artık herkesin yeni normali olacağına inancım yüksek. Böylece, birçok alanda köklü değişimlere gidileceğine inanıyorum, özellikle sinema gibi, konser gibi insanların topluca aynı ortamlarda bir araya gelmelerinin şekil değiştireceğini düşünüyorum.

COVID-19 SONRASI SİNEMA SEKTÖRÜNÜ NELER BEKLİYOR?

İnsanlar COVID-19 salgınıyla birlikte bireyselliğe daha fazla önem vermeye başladılar. Biz Türk toplumu olarak, iç içe olmayı, kalabalık ortamlarda eğlenmeyi çok sevdiğimizden ötürü salgının getirdiği bireyselleşmeye alışmakta zorlandık. Bu bireyselleşme döneminde birtakım alışkanlıklarımızı değiştirmek zorunda kaldık. Düzenli olarak sinemaya giden biri olarak, bu süreçte kapalı olan sinema salonlarının yerini tamamen Netflix, BluTv, PuhuTv vb. gibi platformların aldığını söyleyebilirim. Salgın sonrası sinema sektörünün eskisi kadar ilgi görmeyeceğini tahmin ediyorum. Şahsen ben bundan sonra ki süreçte bir sürü insanla kapalı bir ortamda rahatça film izleyip, patlamış mısır yiyebileceğimi sanmıyorum. Sinema sektörünün sadece beyaz perdeye film yansıtarak, nadiren de olsa üç boyutlu filmler de kullanılsa, bu kadar zaman boyunca hala hayatta kalabilmesine şaşırıyorum. Sinema sektörü yıllardır süregelen aynı planlamayla bu zamana kadar iyi bile dayandı. Genel olarak iyi içeriklerin çoğu yavaş yavaş dijital mecralara geçmeye başlamıştı, fakat korona virüsüyle birlikte bu dijitalleşmenin daha da yaygınlaşacağını ve daha hijyenik olacağını düşünüyorum.

Sinema sektörünün hem içerik olarak hem de yayınladığı platformlar olarak değişikliğe uğraması, gelecekte hayatta kalabilmesi için kaçınılmaz olacaktır. Nasıl ki 2.Dünya Savaşı sonrası etkilerini o dönemdeki film içeriklerinde gördüysek, korona virüsü sonrası da film içeriklerinde de birçok salgın etkisini göreceğiz. İnsanlar artık izledikleri dizi veya filmlerde bile hijyene takmış durumdalar. Filmlerdeki insan kalabalığı ve samimiyet görüntüleri bile insanları rahatsız etmeye yetiyor. Salgın sonrası bir sürü insanı bir araya getirerek aynı sinema salonlarına sokmanın da insanları rahatsız edeceği bir gerçek. Bundan ötürü, artık sinema salonlarındansa vizyona girecek filmlerin dijitale aktarılması ve insanların kendi istediği zaman, istediği yerde filmlerin izlenmesi sağlanmalıdır. Elbette ki herkesin filmleri kaliteli ekranlarda izleyebilecek kadar iyi imkanı olmayabilir, bununla birlikte sinema sektörüyle ilgili aklıma gelen bir çözüm var.

  • Sinema Odaları

Sinema salonları kalabalık bir kitleye hitap ederek daha ucuza filmler için koltuk satıyorlar, fakat böyle bir şeyi insanların kabul edeceğini sanmıyorum. İnsanlar artık güven duygusunu yitirmiş durumdalar ve kimseyle temas etmek, aynı havayı solumak istemiyorlar. İnsanlar sadece yakın oldukları insanlarla, kendi küçük çevreleriyle, vakit geçirmek istiyorlar. Bu nedenle, kocaman sinema salonları yerine daha az kişiye hitap eden sinema odaları yapılabilir. Filmleri iyi kalitede izlemek için yeterli ekipmana sahip olmayan insanlar (zayıf internet bağlantısı, hoparlör sıkıntısı, ekran sorunu gibi) ya da tek başına film izlemekten hoşlanmayan insanlar bu şekilde sinema odalarını tercih etmek isteyebilirler. Böylece daha az kişiyle ve en azından yabancı insanların olmadığı bir ortamı kendileri için kiralayabilirler. Bu sayede insanlar tanımadıkları insanlarla temastan kaçınmış olacaklar ve hijyen kurallarına dikkat etmek daha kolay olacak. Bunun yanı sıra, gruplara özel olarak hazırlanan bu odalar, üstün VR-AR-AI ekipmanlarıyla da desteklenerek her birey için muhteşem deneyimler yaratabilir. Grup olarak aynı film odasında olsanız da bu sayede bireyselliğiniz devam ederken, korona öncesindeki özlenilmiş birliktelikte devam eder.

Sinema sektörü her ne kadar ilerleyen zamanlarda da hayatına devam edecek olsa da, içeriklerin artık tamamen dijitalde olması gerektiğini düşünüyorum. İnsanların artık bu alışkanlıklarından vazgeçip geleceğe uzanmaları gerek. Sinema salonları için üretilecek geleneksel içerikler yerine artık sanal gerçeklikle desteklenmiş içeriklerin olması gerektiği kanısındayım. Artık Netflix gibi platformlara daha çok ilgi göstermemizin sebepleri de hem konforlu olması, hem de daha interaktif bir şekilde izleme deneyimine sahip olmamız. İlerleyen günlerde teknolojinin gelişmesiyle birlikte AR-VR-AI gibi teknolojilerin kullanımı sıklaşacak ve cep telefonu gibi herkesin ulaşabileceği araçlar haline gelecek, bu sayede artık sadece film izlemeyeceğiz, aynı zamanda o filmin içinde oynuyormuşçasına o anları yaşayabileceğiz. Şu an bunlar sadece bilim kurgu filmlerinin konusu gibi gelse de, çok da uzak olmayan gelecekte bunları deneyimleyebileceğiz. Koronavirüsü sonrası insanların dijitale karşı olan önyargıları da yıkılmış durumda ve insanların çoğu artık geleceğe ulaşmak için daha hevesliler. Özellikle anne ve babalarımızın jenerasyonu genellikle bu yeniliğe alışmayı reddetselerde, korona döneminde onlar da yeni medyanın ucundan tutmuş durumdalar. Bu dönemde hiç internet kullanmayan insanlar bile bir şekilde birçok mecraya bulaşmış durumdalar. Değişimin kaçınılamaz bir şey olduğu aşikardı zaten. Elbette ilerleyen dönemlerde bazı gelişmeler olmaya devam edecekti, fakat korona virüsüyle birlikte insanlar bu dijital dönüşüme her açıdan daha hazır  hale geldiler ve bu sayede uzun zamanda olacak bazı gelişmelerin önü açılarak hızlanacak..

COVID-19 SONRASI KONSERLER NASIL OLACAK?

Değinmek istediğim bir başka konu ise konserler. Konser alanlarını sinemayla kıyaslayacak olursak, konserlerde insanlar birbirleriyle daha fazla yakın temasta bulunuyorlar ve bu ortamlar asla hijyenik değiller. Konserler, hijyenik ve temassız bir ortamın fiziksel olarak yaratılmasının mümkün olmadığı yerlerdir, sonuçta binlerce insan aynı ortamda eğlenerek ter döküyorlar. Bu nedenle ilerleyen zamanlarda konserlerin de farklı bir boyuta taşınacağından şüphem yok.

COVID-19 salgını sırasında birçok sanatçı sosyal medya üzerinden sevenleriyle buluşarak konserler verdiler ve insanlar bu durumdan çok memnun kaldılar. Gelecekte ise, özellikle korona virüsünün getirdiği hijyen ve temassızlık ile, insanların konserlere evlerinden VR gözlüklerle katılacağını düşünüyorum. Belki de ilerde gerçekten hayatlarımız tamamen sanal bir yaşam alanına dönecek ve yeni sosyal yaşamımız da bu şekilde olacak. Belki de kendimizin bir emojisini yaratacağız ve bütün yeni medya mecralarında bir emoji karakter olacağız. Belki de Sims oyunundaki karakterler gibi olacağız, kim bilir? Konserlere de evimizden katılacağız, müthiş bir deneyimle o anları kendi evimizden yaşayacağız. Belki de artırılmış gerçeklikle birlikte sahneye bile çıkabileceğiz. Aslında VR konserlerin denemesi yapıldı fakat hala geliştirilmesi gereken birçok şey var. 2017 yılında, Coldplay, sadece Samsung Gear VR ve uyumlu akıllı telefon sahiplerinin katıldığı bir canlı VR konseri verdi, fakat sadece sanal gerçeklik gözlüğüne sahip olanlar bu deneyimin tadını 360 derece açıyla izleyerek çıkarabildiler. Daha sonraları ise belirli bir vakte kadar bu deneyimi tekrar yaşayabilmeleri için bu konseri kaydettiler.

İlk denemeler zaman içerisinde yapılmış olsa da asıl sorun sanal gerçekliğin hepimizin evlerine daha girmemesinden kaynaklanıyor. Gelecek dediğimiz zaman sanal gerçeklik büyük önem kazanıyor. Sanal gerçeklik araçlarına herkesin ulaşması sağlanmalı, daha sonra ise içeriklerin çoğunun artık bu sanal gerçekliğe göre düzenlenmesi gerekiyor.

Yorum bırakın

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.